« Önceki ::

OLMAZSA OLMAZ...

MUTLU BİR EVLİLİĞİN BEŞ TEMEL ŞARTI

   Mutlu ve huzurlu evliliğin ön koşulu aile içi iletişimin kalitesine,
ili
şkilerdeki samimiyet ve sıcaklığa dayanır. Evlilik için de bu durumu
olu
şturmanın birkaç önemli noktası bulunmakta, bunları da şöyle
s
ıralayabiliriz ;
1- SORUNLARINIZI KONUŞMAYI GECİKTİRMEYİN!

    Evliliğin ilk zamanlarında çiftler ellerinden geldiğince tartışma ve
kavgadan sak
ınırlar. Zaman ilerledikçe kendilerini öfkelendiren ve rahatsız eden durumlara artık tahammül etmek istemezler. Bazen çiftlerden biri hiç uygun olmayan ortam ve zeminde biriktirdiği duygularını aniden ortaya çıkarabilir.

   Oysa eşiyle arasında yaşadığı sorunun yakınmadan, şikayet
etmeden duygular
ını ifade ederse sorun büyümeden çözülebilir. Fakat her iki çiftte önce dinlemeyi çok iyi bilmeliler. Ve ilişkiyi rakip duruma
dönü
ştürmekten ziyade, çözüm odaklı konuşmalılar.
2- İLİŞKİNİZDE SUÇLU ARAMAYIN; SORUNU OLUŞTURAN NEDENLERİ BULUN!

     İlişkinizde suçlu aramaya çalışmayın, zira bu durum kendi üzerinize düşünmenize engel olur.

  Önemli olan karşınızdaki kişiyi suçlamaktan ziyade; kendi davranışlarınız üzerine düşünmek ve düzeltmeye çalışmak önemlidir.          

    Mutlu evliliklerde çiftler haklı olmaktan çok; mutlu olmak için çaba sarf etmelidirler.
3- YIKICI İFADELERDEN KAÇININ!

     Aranızda çıkan tartışmalarda birbirinizin öfkelerini doyurmaya çalışmayın. Karşınızdaki sizi öfkelendirmeye çalışırda siz de duruma kapılıp öfkelendiğinizde, zaten ilişki çığırından çıkacağından, karşı tarafın öfkesini doyurmuşsunuzdur. Sizi sinirlendirerek amacına ulaşmış olacaktır.

    Sonradan telafisi mümkün olmayan ifadelerden kaçının! İlişkinizi hiçbir zaman kimin kazanacağı şekle dönüştürmeden mutlu ve huzurlu birliktelikler için çaba sarf edin. Unutmayın ki; tartışma bir konu üzerinde insanların farklı fikirlerde olması demektir ki çokta olağan bir durumdur. Sadece karşıt fikirlerinize saygılı olarak, benliklerinizi zedelemeden ortak fikre varabilir ve uzlaşma sağlayabilirsiniz.
4- GÜN İÇİNDE YAŞADIĞINIZ OLUMSUZLUKLARI EVLİLİĞİNİZE YANSITMAYIN!                                                                 

     Gün içindeki huzursuzluğunuzun bedelini eşinize yansıtmaya hakkınız yok! Bazen sizi üzen, öfkelendiren durumda akşam ilişkinizi kavgaya dönüştürerek rahatlamak isteyebilirsiniz bilinçaltı olarak ama bu karşı tarafa yapılan bir haksızlıktır. Rahatlamayı eşinize sığınarak, üzüntünüzü ona ifade ederek sağlayabilirsiniz. Bu aynı zamanda eşinizi de onure edecektir. Zira ilişkiniz yatıştırıcı bir hal alabilir. Birbirinizin yatıştırıcı nesnesi olmaya çalışın ki evlilikteki bütünleşmeyi yakalayabilesiniz.
5- HER KARARINIZIN
İÇİNDE MUTLAKA EŞİNİZ OLMALI !
    Evlili
ğin en fazla tartışma yaratan durumlardan biri de karşılıklı
konu
şmadan alınan tek taraflı kararlardır. Önemli yada önemsiz, küçük yada büyük kararlar önemli değildir. Önemli olan hayatınızı birleştirdiğinizi iddia ettiğiniz eşinizi her kararınıza katarak, fikirlerine değer vererek, bütün olduğunuzu tekrar ve tekrar eşinize göstermiş olursunuz.     

    Evliliğinizi iyi ve doğruya götürecek her teorik bilgiyi evliliğinizde uygulamaya çalışarak, deneyimsel ilişki yaşamaya çalışın

YORUM (yok) YAZARSAN SEVİNİRİM!

BİZ OSMANLIYIZ....

ÖRNEK ALACAĞIMIZ UYGARLIK /

 

MEDENİYET CEDDİMİZ OSMANLIDIR !

 

Faziletliydik: Kimsenin malına, mülküne göz dikmezdik. Kimsenin namusuna yan bakmazdık. Hırsızlık nedir bilmez, dilenciliği meslek edinmez, kimseyi de küçümsemezdik.

 

Dürüsttük: Bir zamanlar, Londra Ticaret Odasının en görünür yerinde şu mealde bir tavsiye levhası asılıydı: Türklerle alışveriş et, yanılmazsın.

 

İtibarlıydık: Bir zamanlar, Hollanda Ticaret Odası’nın toplantılarında oylar eşit çıkınca, Osmanlılarla alışverişi olan tüccarın oyu iki sayılır, onun dediği olurdu.

 

Temizdik: Yere bile tükürmezdik. Hatta, Osmanlı askeri teşkilatını Avrupa'ya tanıtmasıyla meşhur Comte de Marsigil, yere tükürmedikleri için atalarımızı şöyle eleştiriyor: 

Türkler hiçbir zaman yere tükürmezler. Daima yutkunurlar.

 

Çevreciydik: Kurak günlerde ücretle adamlar tutup sokaktaki ulu ağaçları sulatır, göçmen kuşların yorgunluk atması için, saçak altlarına kus sarayları yapardık. Bunlara öyle çok örnek var ki, saymakla bitmez.

 

Harama el sürmezdik: Fransız müellif Motray, 1700'lerdeki halimizi şöyle anlatıyor: Türk dükkanlarında hiçbir zaman tek meteliğim kaybolmamıştır. Ne zaman bir şey unutsam, hiç tanımadığım dükkancılar, arkamdan adam koşturmuşlar, hatta birkaç kere Beyoğlu’ndaki ikametgahıma kadar gelmişlerdir.

 

Medeni idik: İngiliz sefiri Sir James Porter ise, 1740ların Türkiye’si için şunları söylüyor:

Gerek İstanbul’da, gerekse imparatorluğun diğer şehirlerinde hüküm süren emniyet ve asayiş, hiçbir tereddüde imkan bırakmayacak şekilde ispat etmektedir ki, Türkler çok medeni insanlardır.

 

Dosdoğruyduk: Fransız generallerden Comte de Bonneval ise, şu hükmü veriyor:

Haksızlık, aşırı kar koyma, tefecilik, tekelcilik ve hırsızlık gibi suçlar, Türkler arasında meçhuldür... Öyle bir dürüstlük gösterirler ki, insan, çok defa Türklerin doğruluklarına hayran kalır.

 

Hırsızlık nedir bilmezdik: Fransız müellif Dr. Brayer, 1830'larin İİstanbul’unu getiriyor önümüze:

Evlerin kapısının şöyle böyle kapatıldığı ve dükkanların çoğunlukla umumi ahlaka itimaden açık bırakıldığı İstanbul’da, her sene azami beş-altı hırsızlık vakası görülür. Ubicini, Dr. Brayer'i şöyle doğruluyor: Bu muazzam payitahtta dükkancılar, namaz saatlerinde dükkanlarını açık bırakıp camiye gittikleri ve geceleri evlerin kapısı basit bir mandalla kapatıldığı halde, senede dört hırsızlık vakası bile olmaz. Ahalisi sırf Hıristiyan olan Galata ile Beyoğlu’nda ise hırsızlık ve cinayet vakaları olmadan gün geçmez.

 

Naziktik: Edmondo de Amicis isimli İtalyan gezgini, yine 1880 lerin bizini anlatıyor bize: İstanbul Türk halkı Avrupa’nın en nazik ve en kibar insanlarıdır. Sokakta kavga enderdir. Kahkaha sesi, nadirattan işitilir.

 

Cihana örnektik: Türkiye Seyahatnamesi'yle meşhur Du Loir'un 1650'lerdeki hükmü şöyle: Hiç şüphesiz ki, ahlak bakımından Türk siyasetiyle medeni hayati bütün cihana örnek olabilecek vaziyettedir.

 

Hayata karşı saygılıydık: Bu konuda dilerseniz Elisee Recus'u dinleyelim, bize 1880'lerdeki halimizi anlatsın:

Türklerdeki iyilik duygusu, hayvanları dahi kucaklamıştır. Birçok köyde

eşekler haftada iki gün izinli sayılır... Türklerle Rumların karışık olarak yaşadığı köylerde ise, bir evin hangi tarafa ait olduğunu kolaylıkla

Anlayabilirsiniz. Eğer evin bacasında leylekler yuva yapmışsa, bilin ki o ev bir Türk evidir.

 

Hayırseverdik: Comte de Marsigli'yi tekrar dinleyelim: Yazın İstanbul’dan Sofya ya giderken dağlardan anayol üzerine inmiş köylülerin, yolculara, bedava ayran dağıttıklarına şahit oldum.

Aynı müellif, ceddimizin hayırseverlikte fazla ileri gittikleri kanaatindedir.

Şöyle diyor: Fakat şunu da ifade etmeliyim ki, bu dindarane hareketlerinde biraz fazla ileri gitmektedirler. İyiliklerini yalnız insan cinsine hasretmekle kalmayıp, hayvanlara ve hatta bitkilere bile teşmil ederler.

Türk düşmanı Avukat Guer misallendiriyor: Türk şefkati, hayvanlara bile şamildir dedikten sonra şu örneği zikrediyor: Hayvanları beslemek için vakıflar ve ücretli adamları vardır. Bu adamlar, sokak başlarında sahipsiz köpeklere ve kedilere et dağıtırlar.. . Sokaktaki ağaçların kuraklıktan kurumasını önlemek için bir fakire para verip sulatacak kadar kaçık Müslümanlara bile rastlamak mümkündür...

 

Ne dersiniz? Galiba, geçmişimizden uzaklaşmak, bize çok pahalıya patladı.

İşte sorulmaya değer ve cevaplanması elzem olan soru:

Bizde, o zaman var olup da bugün olmayan nedir?

Nasıl kaybettik?

Nasıl buluruz?

 




YORUM (6) YAZARSAN SEVİNİRİM!

SEVMEK VE SEN...

SEVDİĞİN    KADAR    SEVİLİRSİN
Her şey sende gizli
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif
kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakini gördüğüdür rengin
Yaşadıklarını kar sayma
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna
Ne kadar yaşarsan yaşa
Sevdiğin kadardır ömrün
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme, bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi;
Sevdiğin kadar sevileceksin
Ay ışındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü his ettiğin kadar güçlü
Kendini güzel hissettiğin kadar güzel
İşte budur hayat, işte budur yaşamak
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün;
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin
Bunu da öğren;
SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN
                                                                                Can YÜCEL

YORUM (2) YAZARSAN SEVİNİRİM!

YAPMAK LAZIM...

KAYAYA  YAZILAN  İYİLİK

    Çölde yolculuk eden iki arkadaş hakkında bir hikâye anlatılır. Yolculuğun bir aşamasında iki arkadaş tartışırlar biri ötekine bir tokat atar.

    Tokadı yiyenin canı çok yanar ama tek kelime etmez ve kum üzerine şu sözleri yazar:                                            

"BUGÜN EN iYİ ARKADAŞIM BANA BİR TOKAT ATTI."

      Yıkanabilecekleri bir vahaya rastlayana dek yürümeyi sürdürürler . Tokadı yiyen yıkanırken batağa saplanır boğulmak üzereyken arkadaşı tarafından kurtarılır. Boğulmak üzere olan arkadaş tam selamete çıktıktan sonra bir kaya parçası üzerine su sözleri kazır :                                                                            

"BUGÜN EN İYİ ARKADAŞIM BENİM HAYATIMI KURTARDI."

Tokadı vuran ve sonra en iyi arkadaşının hayatını kurtaran kişi ona şöyle der ," Senin canını yaktığımda bunu kum üzerine yazdın ama şimdi kayaya kazıyorsun, neden? "                                                                              

   Öbür arkadaş ona şöyle cevap verir :

    "Biri bizi incittiğinde bunu kum üzerine yazmalıyız ki bağışlama rüzgarı estiğinde onu silebilsin. Ama biri bize iyi bir şey yaparsa onu kayaya kazımalı ki onu hiçbir rüzgar yok etmesin. "

İNCİNMELERİNİZİ   KUMA  ,  GÖRDÜĞÜNÜZ  İYİLİKLERİ  KAYALARA KAZIMAYI  ÖĞRENİN.

 

 

YORUM (3) YAZARSAN SEVİNİRİM!

ANNELER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN...

BÜTÜN  ANNELERİN ANNELER  GÜNÜ KUTLU  VE  MUTLU OLSUN ... SELAM  VE SEVGİLERİMLE...

YORUM (3) YAZARSAN SEVİNİRİM!

Glitter Graphics


Glitter Graphics